Sayfalar

Google+ Followers

16 Ekim 2016 Pazar





1A sınıfı ile soğan diktik







15 Ekim 2016 Cumartesi

Tohum Kütüphanesi

Okul öncesi hazırlık sınıfımız ile havuç, lahana, fasulye, turp tohumlarını öğrendik. Tohumun bir canlı olduğunu fark ettik. Daha sonra bu canlıyı çoğaltmanın en önemli görevimiz olduğunu kavradık.





7 Ekim 2016 Cuma

Bahçe İşleri İle Çalışmak Sizi Daha Huzurlu Ve Mutlu Yapabilir

Şafak Aydın'ın Gaia Dergisi'ndeki Yazısı;
Bahçe işleri ile uğraşmak birçok insan için emeklilik sonrası günlerini doldurmaya yarayacak bir etkinlikten fazlası değildir. Ancak bu etkinliğin size sağlayacağı yararların emeklilik öncesi döneminiz için de, bir o kadar faydalı olacağını söylesek?
Bahçeyle uğraşırken, bütün bitkilerin büyümesinden, hayatlarını devam ettirmesinden siz sorumlusunuzdur. Bu sorumluluk duygusu, mental hastalıklardan muzdarip olan insanların hayatlarına bir amaç katar ve onları hayata daha çok bağlar. Ayrıca uzun süre açık havada vakit geçirmekdepresyon ve stresle savaşan hormonların salgılanmasına yardımcı olur. Bahçe işleriyle uğraşmak bir nevi meditasyon sayılır. Ne kadar çok uğraşırsanız, o kadar çok rahatlar ve yenilenirsiniz. Bu süreçte kafanızı kurcalayan düşünceler bir süre sonra aklınızdan çıkar ve stres seviyeniz azalır.
Aslında herhangi bir şekilde doğayla uzun süre temas halinde bulunmak mental sağlığınıza iyi geliyor. Gerçekleştirilen bir deneyde, iki grup ayrı odalara konuyor. Birinci grup penceresiz bir odaya konuyor ve buradan dışarı çıkıp şehir içinde yürümeleri söyleniyor. İkinci grupsa kocaman pencereli bir odaya konuyor ve bahçeye çıkıp bahçede dolaşmaları söyleniyor. Deney sona erdikten sonra yapılan incelemelerde ikinci grubun çok çok daha fazla rahatlama belirtileri gösterdiği gözlemleniyor.
Öyle ki, bu etkinlik Bahçıvanlık Terapisi“(Horticulture Therapy) olarak adlandırılıyor ve herhangi bir doğal ortamda, herhangi bir şekilde gerçekleştirilebiliyor. Hatta mahkûmları topluma geri kazandırmak için bile kullanılıyor. Bahçıvanlık Terapisi, hem uzun hem de kısa süreli olarak kan basıncını azaltıyor, üretkenliği artırıyor ve sizi tamamen yenilenmiş hissettiriyor. Hatta, Demans ve Alzheimer hastalarındaki saldırgan davranışları bile azaltıyor.

Bırakın zihninizde çiçekler açsın

Edward O. Wilson tarafından ortaya atılan “Biyofili” (Biophilia) teorisine göre gerçek hayatla ilgili süreçlere odaklanıldığında mutluluk seviyesi en yüksek düzeylere ulaşıyor. Diğer bir deyişle hayat döngümüze benzer süreçlere odaklanmak, içimizden gelen doğal bir dürtü. Yani bu demek oluyor ki, elimize bir kürek alıp kazmaya başlamanın zamanı belki de çoktan gelmiştir. Belki de kafamızın içindeki saksıyı daha sağlıklı bir hale getirmenin sırrı yeşillerle dolu saksılarda gizlidir.
Kaynak: The Plaid Zebra

5 Ekim 2016 Çarşamba

Atakent Doğa Okulları'nda 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü Kutlamaları





Sabahleyin, öğrencilerimizin Hayvan Hakları Bildirgesi okuması ile başlayan kutlamalarımız, okul içi yürüyüş ile devam etti. Barınak ziyareti ile taçlanacak.

1 Ekim 2016 Cumartesi

Sorgulamaya Dayalı Bir Sınıf Yaratmak İçin 10 İpucu

Öğretim uygulamalarını dönüştürme süreci uzun ve yavaş bir yoldur. Fakat başarıyı deneyimleyen öğretmenler ve okullar, fikirlerini internet ortamında veya yüz yüze paylaşıyorlar. Diana Laufenberg de (TED konuşması için tıklayınız) Amerika’daki ülkedeki okullarda sorgulamanın geliştirilmesini sağlamak için yola çıktı ve yakın bir zaman önce kar amacı gütmeyen sorgulamaya dayalı okullar açtı.
Sorgulamaya dayalı güçlü bir eğitim uygulaması oluşturmak, öğrencilerin sorularını başka sorulara yönlendirmeyi öğrenmek ve rehberlik etme rolünde kendini rahat hissetmek biraz zaman alıyor. İşte Laufenberg’in bu konudaki tavsiyeleri:
1. İçerik standartlarını öğretmeyin; bilmeleri gereken bilgiyi kendi yollarıyla bulmalarına yardım edin.
Standart olarak bilinen ve her öğretmenin öğrencilerine öğretmekle sorumlu olduğu bir içerik “havuzu” vardır. Öğrencilerin bunları anlamasını ve hatırlamasını sağlamanın en iyi yolu, bilmeleri gereken bilgiye doğru giden kendi sorularından oluşan yollarını inşa etmelerini sağlamaktır.
Laufenberg’e göre beyin sorular için kurgulanmış: “Beyin bu yolla daha iyi öğrenir ve daha iyi hatırlar. “Ne yazık ki, pek çok okul ve öğretmen standart sonuçlara ulaşmaya o kadar çok odaklanmış durumdaki, ellerinin altındaki kullanabilecekleri en iyi aracı kaçırıyorlar: Öğrencinin doğal merakı. Okul sorularla doludur. Ama bu sorular çoğunlukla, öğrenciler sadece öğretmenlerinin onlara sordukları sorular hakkında daha çok şey bilmeliler anlamına gelir.
“Ve sorgulamanın sonunda çocuklar daha az şey öğrenir belki ama toplamda daha çok şeyi hatırlarlar. Ve sonuç her zaman daha iyi olur” diyor Laufenberg.
2. Öğrencilerinize neyi bilmeleri gerektiğini söylemeyin, bunu kendi kendilerine deneyimlemeleri için onlara gerekli yapıyı yaratın.
“Sorgulama en iyi, öğretmenin deneyimlemenin gerçekleşeceği yapıyı oluşturmak dışında çok az şey yaptığında gerçekleşir. Bu, ilk soruyu sormaktır, kışkırtıcı ilk dokümanı ortaya koymaktır ya da iki dakikalık bir video göstermektir” diyor Laufenberg. Bundan sonra sınıfın çocukların sorularıyla dolması gerekir. Ve eğer bir öğrenci tıkanır ve öğretmenden yardım isterse, öğretmenin görevi başka bir soru sorarak öğrenciyi düşünmeye devam etmeye sevk etmek ya da öğrencinin soruşturması için yeni sorular sormaktır.
Laufenberg, ülkenin her yerinden iyi niyetli ve çalışkan öğretmenlerle çalışarak onların da öğretmenlik uygulamalarına daha fazla sorgulamanın yerleşmesini sağladı. Birçoğu ilk başta bu modelin denge bozduğunu düşündü, çünkü çok uzun zamandır işlerinin sadece içeriği öğretmek olduğunu düşünüyorlardı. Sorgulamaya dayalı öğrenmenin işe yaraması için öğretmenlerin, öğrencilerin nasıl düşündüğünü dinleme ve sonra onları düşüncelerinden “koparacak” tek bir soruyu sorma ve daha fazla ve farklı düşünmelerini sağlama konusunda uzman olmaları gerekiyor.
Laufenberg’e göre daha az anlatım, daha çok soruları ve deneyimleri yönlendirme olduğunda öğrenciler daha iyi öğreniyor.
3. Sınıfta geçirdiğiniz zamanı, küçük bilgiler arasında bağlantı kurmak için kullanın.
“Sonuçta, veriler ve bilgiler hiçbir şeyle bağlantılı değilse ne işe yarar ki? Öğrencilerinize analiz etmelerini ve kendi aralarında konuşmalarını sağlayacak zorlayıcı şeyler verin ve sizin öğretmeniz gereken şeyde neler olup bittiğini anlama zorluğuyla uğraşmalarını sağlayın. Ama lütfen sınıftaki dakikalarınızı onlara sadece bir şeyler anlatarak harcamayın”
Öğretmenler, öğrencilerin öğrendikleri verileri ve bilgileri mantıklı bir şekilde anlamlandırmalarına ve diğer konularla bağlantı kurmalarına yardımcı olan çok önemli bir role sahiptir.
4. Birçok çocuk okuma konusunda bocalıyor, onların ilgisini yazılı olmayan kelimelerle çekin.
Laufenberg, öğretmenlik yaparken sınıfında gelişmiş bir analitik zekaya ve harika bir eleştirel düşünce yapısına sahip ve mükemmel bir problem çözücü olan bir öğrencisi vardı. Fakat öğrenme farklılıkları yüzünden okuma ve yazma konusunda bocalıyordu. Laufenberg, bu öğrencisinin sınıftaki derslere en üst düzeyde katılmasını (ki bu beceriye sahipti) ve ikinci sınıf düzeyindeki okuma seviyesi ile kendisini sınırlandırmamasını istiyordu. Laugfenberg, dersleri görsel bir şekilde tanıtma alışkanlığı geliştirdi ve böylece bu öğrencisinin dersin dışında kalmamasını sağladı.
“Akut bir durum olduğu için bunun hemen üstesinden gelmek istedim. Ama aslında yaptığım şey, tüm öğrencileri görsel yolla anlamanın oyun düzeyine davet etmek ve yazılı kelimelerle anlamanın bariyerlerini ortadan kaldırmaktı” diyor Laufenberg. Laufenberg, öğrencilerine ilginç ve şaşırtıcı şeyler gösterdi, hatta 90 saniyelik videolarla çocukların tüm dikkatini çekti. Bu yöntem, öğrencileri meraklandırdı ve öğretmenlerinin verdiği okuma ödevlerini yaparken bile kendi sorularını sormalarını sağladı.
Karmaşık bir fikir; küçük bir video veya başka yollarla da anlatılabilir. Böylece ders saatinin büyük bir kısmı, daha derine inen sorulara ve analizlere dalmakla geçer. Laufenberg, temel bilgiyi bile sorularla veriyor, kesinlikle sadece bilgiyi anlatmıyor.
“Bu, daha az okumak anlamına gelmiyor, ilgi çekici olmayan bilgilerin daha az okunmasını sağlayarak daha derin okumaya izin vermek anlamına geliyor” diyor Laufenberg.
5. Bocalayan çocuklara işin en sıkıcı kısmı olan sürekli tekrar etmeyi vermeyi bırakın.
“Amerikan eğitiminde gerçekten ilginç bir şey yapıyoruz; çocuklar bir konuda bocaladıklarında onlara bu konunun daha sıkıcı halini yeniden ve yeniden verip duruyoruz. Bu yöntemin, öğrencileri, anlamakta zorlandıkları konular hakkında heyecanlandırmasına imkan yok” diyor Laufenberg.
Matematik öğretmenleri genellikle, daha ilginç konulara geçmek için önce bazı temellerin anlatılması gerektiğini söylerler. Ancak öğrenciler bilmeye ilgi duymazlarsa, asla daha iyi konulara geçemeyeceklerdir. “Çocukların matematiğin sadece hesaplama olmadığını, matematiğin bambaşka bir düşünme süreci olduğunu ve dünya üzerine düşünmenin bir yolu olduğunu anlamalarını sağlamak gerekir. Ve matematiğin daha büyük resmini görmelerini sağlamak” diyor Laufenberg.
Laufenberg, bunun tarihten pek de farklı olmadığını düşünüyor. “Eğer çocuklara tarih öğretmenin amacı, olayları tarihine göre sıralamak olsaydı, çok değerli bir öğrenme deneyimini kaçırmış olurduk. Matematiğin amacı da sadece hesaplamak olsaydı, yine bir şeyleri kaçırırdık.”
Okuma konusuna gelince, okuma konusunda gönülsüz olanlara sıkıcı okumalar vermeyin. İstediklerini okumalarına izin verin. Kimse kendisine sıkıcı gelen bir şeyi okumak istemez.
6. Öğrencilerinizi şaşırtın.
Laufenberg genellikler derslere, dersle ilgili ana bir kaynağı hiçbir metin olmaksızın ekrana koyarak başlıyor. Öğrenciler ise hemen bu kaynağın ne olduğunu ve nereden geldiğini bulmaya çalışarak derse başlıyor. Laufenberg bunun, öğrencilerin soru sorma becerileri ve düşünmeleri üzerine müthiş bir pencere açtığını söylüyor.
“Tüm öğrenciler cevabı bulamayacaklardır belki ama diğerlerinin nasıl yaptıkları üzerine meraklanacaklardır” diyor Laufenberg.
7. Bilgiyi vermenin geleneksel modeli çok işe yaramıyor, sorgulamayı denemekten korkmayın.
“İnsanlar bunu yapmak istemediklerinde onlara hep şunu derim: Sınıfta bir türlü iyi geçmeyen bir ünite seçin. Kaybedecek bir şeyiniz yok, zaten öğrencileriniz sizi takip etmiyor” diyor Laufenberg. Başlamak için güvenli bir yer, çünkü işler daha da kötüye gitmez. Hatta bu deneyden başka derslerde de kullanabileceğiniz şeyler öğrenebilirsiniz.
8. Sonuçlardaki “eğriyi” bulun ve eski yöntemleri terk edin.
Laufenberg “eğriyi” bulmak için dersin içeriğini en önemli parçalara indirgemeyi ve tematik olarak bunlara odaklanmayı öneriyor. Bu, öğrencilerin öğrenmeleri gereken büyük fikirlere ulaşmaları için mümkün olduğu kadar çok yol açmayı sağlayacaktır.
Öğretmenler her adımı belli, tanımlanabilen bir sonucu olan ve hepsi birbirinin aynı 30 ödevle sonuçlanan bir “proje” ödevi verdiklerinde, bu sorgulama ve araştırma olmaz. Buna ancak “tarif” denebilir. Gerçek bir sorgulamaya dayalı ödevde, öğrenciler farklı yollarda yolculuk eder ve farklı ürünler üretirler. Ama yol boyunca öğrenirler.
“Sorgulamanın olmadığı bir sınıfta çocuklar aynı yoldan yürüyeceklerdir, çünkü öğretmen herkesin nereye gideceğine karar vermiştir ve herhangi birinin bütün gün boyunca söyleyeceği hiçbir şey bunu değiştirmeyecektir” diyor Laufenberg.
9. Programa uymasa da ilginç öğrenci sorularına izin verin.
Laufenberg, bir öğrencinin sorduğu büyüleyici bir sorunun yeterli zaman olmadığı için öğretmen tarafından savuşturulduğu sınıflar gördüğünü söylüyor. Çocuklar dersin gidişatını etkilemek için yapabilecekleri hiçbir şey olmadığını bilirler. Ve bu çok güçsüzleştirici bir deneyimdir.
“Çocukların gidişata dair bir fikir verememesi ise en yıkıcı kısmıdır” diyor Laufenberg. Çocukların sorularını dinlemek ve o soruları tüm sınıfa sorarak değerlendirmek, öğrencilerin özgüven kazanmalarını ve merakın değerini öne çıkarmayı sağlar.
10. Öğretmenlik uygulamalarına sorgulayarak yaklaşın ve bunu gelişiminiz için kullanın.
“Kimse öğretmenlerden kendi uygulamalarını sorgulama yoluyla incelemelerini istememiştir” diyor Laufenberg. Oysa sorgulama temelli uygulamaları oluşturmak için sorgulamayı kullanmak, öğretmenlerin karşılaştıkları temel sorular üzerine düşünmek için harika bir taktiktir.
Çeviri: Özlem Öztürk
Kaynak: Eğitimpedia

Dersin En Önemli 8 Dakikası



Başlangıçlar

1. YouTube’un Güncel Videolarını Kullanın: Youtube, hiçbir televizyon kanalının ulaşamayacağı kadar fazla sayıda 18 ila 34 yaş arası insana ulaşıyor. Youtube’a her dakika 100 saat uzunluğunda videolar yükleniyor. Youtube’da her konu, her sınıf seviyesi ve her yaklaşıma dair bir şeyler bulabilirsiniz. Youtube yalnızca öğrenmeyi HD olarak görünür yapmakla kalmıyor, öğretmenlerin daha önce asla kuramadıkları bağlantılar kurmalarını sağlıyor. Öğrencilerime Carl Sanberg’in şiiri “Chicago” ile Eminem’in yer aldığı Chrysler Super Bowl reklamı arasında karşılaştırmalar yaptırdım. Bundan on beş yıl önce, parmağımı video kumandamın kayıt düğmesinin üzerinde tutup o reklamın gösterilmesi için dua ederdim. Bugün Youtube her şeyi kolaylaştırdı.

2. İyi Haberlerle Başlayın: Bir öğretmen arkadaşım derslerine iki dakika boyunca iyi haberler paylaşarak başlıyor. Başarıyı yakalamak isteyen sınıflar, öğrencilerin kritik sorular sormaları, fikirlerini paylaşmaları ve açık ve dürüst tartışmalara katılmaları için gerekli olan rahatlığı yaratmak zorundalar. Derse olumlu ve başarılı şeylerden bahsederek başlamak, başarıya ulaşmanın basit ve kolay bir yoludur.

3. Farklı Disiplinleri Birleştirin: Peyton Maning spirali fiziğini öğretmeden önce sınıfın ortasına bir futbol topu atın ya da mitoloji ünitenize gönderme yapan bir şarkı çalın. Matematik dersinde bir Picasso tablosunun açılarını hesaplayın. Farklı alanları birleştirmek, fikirlerin ve kavramların tek başına değil, daha geniş bir bilgi ağı içinde var olduklarını öğretir. Farklı bir alanla derse başlamak, öğrencilerin daha derin bir öğrenmeye geçmeleri için algılarını açar.

4. Beş Dakika Boyunca Yazın: Eğer gelişmek istiyorlarsa, öğrenciler yazı yazmalılar. Hem de çok fazla yazı. Bunu başarmanın bir yolu da her güne öğrencilerin cevaplamak için beş dakika harcamak zorunda olduğu bir soruyla başlamaktır. Eğer bu düzenli olarak her gün yapılırsa, bir ritüele dönüşür ve ritüeller insanı güçlendirir.

Sonlar


1. Seviyeyi Yükseltin: Amerika’nın en popüler bilgisayar oyunu mağazalarından GameStop’ın tüm dünyada 6457 satış mağazası bulunuyor. Çocukların bilgisayar oyunlarını çok sevdiği bir sır değil. Belki de bunun sebebi, yeni seviyelere ulaşmak için sürekli ödüller verilmesi ve oyuncuların sıralamalarda daha yüksek sıralara yükselmesi. Bu, insanda başarma, yeterlik ve değerli olma hissi yaratıyor. Öğretmenler, öğrencilerin bu istekleri üzerine gidebilir ve standartlara dayalı yeterlilik seviyelerini geliştirebilirler. Dersin sonunda öğrencilerin uzmanlığa doğru giden gelişimlerinin “haritasını” kendilerinin çıkarmalarına izin verin. Popüler bir bilgisayar oyunu “yeni başlayan”, “kahraman” ve “efsane” gibi seviyelerden oluşuyor. Bu, isteksiz öğrencilerin beklenenden daha iyi bir başarı göstermelerini sağlamak için iyi bir motivasyon sağlayabilir.

2. Çıkış Biletleri: Robert Marzano çıkış biletlerini dört farklı kategoriye ayırıyor: Biçimlendirici değerlendirme verileri, öğrencinin kendi kendini analiz etmesi, öğretim stratejisi geri bildirimi ve açık iletişim. Bunlar kullanıldığında, hızlı ve geniş kapsamlı veri ve geribildirim sağlanıyor.

3. Sosyal Medyayı Taklit Edin: Dijital dünyanın işbirliği ve iletişim ruhu, fiziksel olarak sınıflarda da yaşatılabilir: Duyuru panoları fikirlerin paylaşıldığı bir çeşit sosyal medya alanlarına dönüştürülebilir. Sınıflarda Instagram, Twitter ve Pinterest’i kullanmanın pek çok pozitif yönü bulunuyor. Son 4 dakika içinde öğrencilerinizi bir tweet atma ya da gerçekleşen dersi en iyi yakalayan görseli bulma konusunda teşvik edebilirsiniz.

4. Küçük Notların Gücü: Pozitif bir sınıf oluşturmanın “iyi haber” ile başlamanın ötesinde bir başka yolu ise dersi etkisi yüksek “küçük notlarla” bitirmektir. Öğrencilerin sınıftaki başka birinden öğrendikleri tek bir şeyi, yapışkan bir not kağıdına yazmalarını ve bunu tahtaya yapıştırmalarını söyleyin. Ertesi günün başında bu notları sesli bir şekilde okuyun. Bu eylem; sınıfın bir öğrenenler topluluğu olduğunu ve herkesin katılımının gerçekleştiğini hatırlatır.

Çeviri: Demet Sunar Caferzat

12 Eylül 2016 Pazartesi

BAL ARISI



Sabahleyin erkenden,
Bahçemizde gezerken,
Gördüm bir bal arısı
Rengi altın sarısı.
Bu arıya dedim ki:
“Seni öyle sevdim ki,
Bin bir renkli çiçekler
Sanki yolunu bekler.
Koş ey çalışkan arı,
Gez dolaş leylakları.
Hele karanfillerin,
Üzerinde çok derin.
Bir sevinçle gül, hopla
Bal avcısı bal topla.”
“Arıcılık ne güzel
Bir nimettir insana
Sermayesi arıları
Salıvermek her yana”. 

Kelebek Şiiri

Her yer şen
Zümrüt İlkbahar
Cıvıldaşır bütün kuşlar
Ya o renk renk kelebekler
Her çiçekten buse toplar

Renk renk renk renk kelebekler
O kanatlar
Neşeli çitler var

Koş koş koş kardeş
Koş sessizce tutalım
Yaramaz kız sesini kıs
Yakaladım yaşa!
Kaynak: Canım Annem

Kumbara Şiiri

Her gün en az 100 para
Yutuyor bu kumbara
Bugün yarın dolacak
Yine benim olacak

Bütün biriken para
Oh ne güzel kumbara
Şeker evde doludur
Bebekse korkuludur
Düşer kırılır birden
Yok neden vereyim ben
Bir metelik boş yere

12 ay dolunca
Bu yıl başı olunca
Açılacak kumbaram
Olacak 9 Liram

Kaynak: Canım Annem 

26 Temmuz 2016 Salı

Güneş Şiiri

Sırtında kızıl aba
Sevgili Güneş Baba
Yakmış gökte ocağı
Ateş dolu kucağı
Hiç durmadan çalışır
Ocağa ateş taşır.



Başağı olduran kim
Buğdayla dolduran kim
Vermezse bize sıcak
Bizi kim ısıtacak ?
Karanlıkta kalırız
Biz sensiz bunalırız.

Kaynak: Canım Annem

3 Ocak 2016 Pazar

Fasulye Yaprağı Sarması




Malatya bölgesinin yerel bir yemeği. Videodaki öpülesi eller annemin. Belki kendisi buradan tarifini yazar. Dur bir deneyelim.

14 Nisan 2015 Salı

Aynadan Yansıyanlar

''Baktığında gördüğü her şey aynadır anlayana''

Başrolünde olduğun bir hayatı yaşıyorsan eğer
Geri kalan herkes bu oyunun figüranlarıysa,
Sorma aynaya senden güzeli var mı yok mu?
Senden güzeli, senin içinde gizli.

İmza: Aşık Özlem

11 Nisan 2015 Cumartesi

Before & After


After fotosunu daha ince filan bekleyenlere hayal kırıklığı yaşatmak istemezdim. Geç olsada veriyorum, gidiyor fazlalıklar ve geliyor sağlık. Nasıl geliyor? İyon detoksu, alkali diyet, gluten alerjisi, insülin direnci ayrı bir yazıyı hak ediyor. Nasıl baş etmeye çalıştığım neler bulup kullandığımı da anlatmalıyım. Şimdilik tatlı rüyalar diliyorum kendime 8 kilo eksik ve sağlıklı halimi görürüm umarım.

Blogum Var Yazıyorum

Nasılsa kimse okumuyor diye uzuuun zamandır içimden geçenleri yazmak istedim. Bunun için neden uzun zaman bekledim çünkü bir bilgisayarım yoktu. Bu gece 21.40 itibarı ile var:) Sıfır klavye ile başladım yazmaya.
Tam olarak şimdi, sanki doğum öncesi zamanlara döndüm. Başdöndüren, sersemleten ve muhteşem deneyimleri ile sevgi selinde zaman zaman kaygılı zaman zaman anı yaşayan ama sanırım her zaman yorgun bir 52 ayı geride bıraktık.
Bu kadar süre doğru dürüst bir bilgisayarda yazamamak, ya akıllı telefonun minicik ya da akıllı tahtanın devasa ekranlarından bir şeyler ekleyeyim diye çabaladım. Daha çok yaşadığım ana tanıklık edeyim aman bunu unutmayayım diye hep geriye dönüp eklemeyi, uzun uzun anlatmayı hesap ederek...Bu arada o kadar çoook anı, deneyim, heyecan, bilgi, acı, sancı kaçtı gitti ki. Çünkü bu sürede adeta kişisel günlüklerimde aldığım notlarda bilr 1 gün varsa 1 ay yok yazım.
Oysa ne çok isterdim...Şimdi belki bu yüzden ''Keşkesiz Bir Yaşam İçin'' okuyorum.
Sonra, Ekoloji Öğretmenliği...Neler neler değişti, neler neler gelişti bu konuda da hayatımda. Aslında neredeyde bir Ulaş ve annelik kadar eksikliğini hissettiğim bir aktarım zinciri de bu konu...Döneriz bir gün belki..Çünkü gelecek, içinde geçmişte yaşananlara daha net baktıran gözlük saklı bir hazine sandığı. 
Bu yazıya aktaracak çok şey olması ancak saatin 23.00 e gelmeden, arabamın bal kabağına dönmeden hazırlıklarımı tamamlayacak olmamı engellemiyor.
Sadece 52 ayda befor&after fotosu ekleyerek motivasyonumu arttımak istiyorum.Aslında düşündüm de bu motivasyon farklı bir başlığı hak ediyor.
Melatonini küstürme /23.00 ü geçirme:))





8 Nisan 2015 Çarşamba

Hayvanlara Adil Davranma Kılavuzu

Hayvanlar öldürülüyor. Hayvanlar sömürülüyor. Çünkü hayvanlara özgür
bir yaşam sürdürme konusundaki eşitlerimiz olarak bakmıyoruz. Onları
mülk ediniyoruz. Köleleştiriyoruz. Bir başkasının mülkü ve kölesi olmama
hakkını tanırken tür ayrımı yapıyoruz. Bu ayrımın normal/doğal/gerekli
olduğunu söyleyen bir öğretinin içine doğuyor, ailemizden,
öğretmenlerimizden, arkadaşlarımızdan, doktorlarımızdan,
kurumlarımızdan ve yasalarımızdan her gün hayvan sömürmek üzere
onay ve destek alıyoruz. Öyle olmadığı binlerce yıllık tecrübeyle
sabitken, hayvan sömürmemek üzerine kurulu bir yaşamın bizi
öldüreceğinden, sağlıksızlaştıracağından, yalnızlaştıracağından
korkuyoruz. Bu önkabullerin, bu korkuların nelere yol açtığının farkında
mıyız?

Hayvanlara Ne Yapıyoruz?
Dünya üzerinde saniyede binlerce hayvanın yaşam hakkı, mezbahalarda,
mandıralarda, tavuk ve balık çiftliklerinde, arıcılık tesislerinde, deri ve
kürk imalathanelerinde ve diğer büyük ve küçük çaplı hayvansal ürün
tesislerinde işkenceler içinde ellerinden alınıyor. Deney
laboratuvarlarında akıl almaz işkenceler gördükten sonra ölmemişlerse
masalarda ölüme terkediliyorlar. Doğalarından koparılıp sirklerde
köleleştiriliyor, dayak yiyor, hayatlarının sonuna dek eğlence adı altında
sömürülüyorlar. Yüzyıllar boyunca adapte oldukları coğrafyalardan,
ailelerinden, sürülerinden koparılıp hayvanat bahçelerinde kafesler
ardında tutsak ve acı dolu hayatlar sürdürüyorlar. Spor adı altında,
öldürme ve şiddete duyulan arzu sebebiyle avlanıyorlar. Bu hayvanların
tümü bizler gibi ölümü ve insan da dahil tüm hayvanların hayatta
kalmaya yönelik bir savunma mekanizması olan acıyı hissedebiliyorlar.
Öyleyse bunlar neden oluyor?
Hayvan eti yiyoruz.
Biz hayvan eti yediğimiz için her yaştan birçok hayvan mezbahalarda,
tavuk çiftliklerinde ve balık çiftliklerinde acılar içinde can veriyor.
İnekler, kuzular ve yavrularının hormonlarla kısaltılmış hayatları
kasapların ellerinde başları bedenlerinden ayrılmak suretiyle bitiriliyor.
Yaşama hakları ellerinden alınmış olan hayvanların bedenleri parçalara
ayrılarak kimliksizleştirilip önümüze yiyecek olarak getiriliyor.
Tavuklar ve yavruları ayaklarından zincirlerle asılarak boyun kesme
makinelerinden geçiriliyor, kanları akarken henüz bilinçlerini
kaybetmemiş olan tavuklar kaynar sularda canlı canlı haşlanıp tüyleri
yolunuyor. Marketlerden paketlerdeki çırılçıplak soyulmuş bedenlerini
yiyecek olarak satın alıyoruz, bize nasıl bir haksızlığa uğradığını
anlatacak olan gözlerini barındıran kafası muhtemelen bir çöp
poşetinde, dehşet içindeki son ifadesi asılı kalmış binlerce gözle birlikte.
Balıklar ya damaklarına geçirilen kancalarla, ya da ağların içinde
boğularak öldürülüyor. Etlerini yediğimiz diğer hayvanların aksine,
öldürülen balıkların yaşadığı dehşeti gözlerinden okuyabiliyoruz, cinayet
kurbanı insanların açık gözlerindeki ifadenin aynısı.

Hayvan sütü ve süt ürünleri tüketiyoruz.
Anne sütünden kesildikten sonra bir başka hayvanın sütünü tüketmeye
devam eden tek hayvan türü var, o da insan. Üstelik bir başka hayvanın
yavrusunun sütünü de çalmış oluyor ve bunu yaparken hem sütünü
aldığı hayvanı hem de onun yavrusunu köleleştiriyor, sömürüyor ve
öldürüyor.
Her hayvan gibi inekler de hayatlarını geçirdikleri daracık ahırlarda
sürekli ve bol süt elde edilmek üzere sürekli doğurtuluyor. Son derece
duygusal hayvanlar olan inekler hamile bırakılmak adına tecavüz askısı
adı verilen askılara asılıp insan eli ya da türünün bir erkeği tarafından
tecavüze uğruyor. Doğurduklarında yavruları ilk birkaç saat içinde ineğin
acı dolu haykırışları arasında kendisinden ayrılıyor ve inek kanıyla
karıştırılan bir sıvıyla besleniyor. Yavru dişiyse, aşırı süt vermekten ömrü
dörtte birine inen ve sütü bittiğinde öldürülüp yenmek üzere
mezbahaya yollanan annesiyle aynı kaderi paylaşıyor. Erkekse, pembe
dana eti olmak üzere demiri eksik gıdalarla beslenip birkaç aylık hasta
bir hayat sürerek mezbahalarda katlediliyor.
Yumurta yiyoruz.
Yumurta tavuğa aittir, insana değil. İçerdiği kalsiyum, tavuğun kendi
bedeninin, kendi kemiklerinin kalsiyumudur. Döllenmiş yumurtalarının
üzerine kuluçkaya yatar, döllenmemiş olanları da yiyerek vücuduna
gereken kalsiyumu sağlar. Tavukları kendi doğal döngülerinin bir parçası
olan yumurtalarını onlardan çalmak üzere köleleştirerek hem hayatlarına
haksız müdahalede bulunuruz, hem de vücut dengelerini bozup daha
erken ölmelerine sebep oluruz.

Marketlerden aldığımız yumurtaların geldiği yumurta endüstrisinde
tavuklar endüstriyel kuluçka makinelerinde doğarlar. Civciv erkekse ya
dev bir öğütme makinesine canlı canlı atılır, ya gazlanır, ya da açlık ve
susuzluktan ölmek üzere çöp tenekelerine atılır. Dişi civcivler
diğerleriyle birlikte kasalara istiflenirler. Stresten birbirlerini ya da
kendilerini gagalamamaları için sakatlama makinelerinde gagaları kesilir.
Yeterince büyüdüklerinde atalarının yumurtladığının on katı
yumurtlatılmak üzere alındıkları bölmelerde kalsiyum eksikliğinden
kemikleri kırılır, acılar içinde bir yaşam sürdürürler. Daha dünya
üzerindeki birinci yılları bitmeden, katledilip yiyecek biçimine getirilmek
üzere kesime yollanırlar.
Bal yiyoruz.
Arılar sinir sistemleri olan, hissedebilir, acı çekebilir canlılardır. Dışarıdan
müdahale gördüğünde zarar gören doğal ve sosyal bir döngüleri vardır.
Arılar kışın aç kalmamak için çiçeklerden nektar toplarlar ve bu
nektarları bütün kış bozulmayan bir besine, bala çevirirler. Bal arılar için
çok besleyicidir ve kışı geçirmelerini sağlar. Arıcılık tesislerinde insanlar
arıların yaptıkları balı birçok arının da ölmesine sebep olarak alır, yerine
şekerli su verirler. Şekerli su arılar için yetersiz bir besindir, arıların erken
ölümüne sebep olur. Bunun yanında, kraliçe arı değiştiğinde eski arılar
içgüdüsel olarak kovanı terketmesin diye kraliçe arının kanatları kesilir.
Deri giyiyoruz.
Deri, hissedebilir bir hayvanın tenidir. Bize değil o hayvana aittir. Bir
başka hayvanın tenini kullanmak, bir cinayete, bir istismara, bir hırsızlığa
ortak olmaktır.
Hayvanlar derileri yüzülene kadar daracık kafeslerde tutsak olarak
bekletilirler. Dehşet içinde sıralarını beklerler. Vücudumuzun herhangi bir
yerinde küçücük bir parça deri kalktığında yaşadığımız acıyı hatırlayalım.
Deri elde etmek için hayvanların tenleri canlı canlı, çığlık çığlığa,
bedenlerinden ayrılır. Derisi yüzülen bir canlının yaşaması söz konusu
değildir. Hayvan cehennem azabı içinde can çekişerek ölür.

Yün giyiyoruz.
Koyunların yünleri normal şartlarda kendilerini ısıtacak kadar uzar. Doğal
olan da budur, hiçbir canlı insana hizmet etmek için doğmaz, insana
hizmet etmeye doğru evrimleşmez.
Satın aldığımız birçok yün endüstriyeldir. Doğumdan birkaç hafta sonra
kuzuların kulakları delinir, kuyrukları kesilir ve erkek kuzular uyuşturma
olmaksızın hadım edilirler. Koyun kırkmacıları saat başına değil yün
hacmine göre para aldıkları için hızla ve koyuna verdikleri zararı
düşünmeksizin kırkarlar; işlemden sonra koyun kanlar içinde kalır. Her yıl
yüzlerce koyun, daha iki aylık olmadan açlık ya da korunmasızlıktan,
yetişkin koyunlar ise hastalık ve barınmasızlıktan ölür. Hayatta kalanlar
sıkıntılı yolculuklardan sonra mezbahalarda katledilirler.
Kürk giyiyoruz.
Kürk, hissedebilir bir hayvanın tenidir. Kürkü için köleleştirilip dayanılmaz
işkencelerle öldürülen hayvanların insanları sıcak tutmak için acılar içinde
can vermelerini normal görmek bencilliktir, cinayettir, cinayet
ortaklığıdır.
Kürklerini çalmak için öldürülen hayvanlar kapanla yakalanırlar ve
kafeslere kapatılırlar ya da kafeslerde doğup büyürler. Yakalanma
esnasında kapanın dişleri etlerine geçer, bazen de kemikleri kırılır.
Daracık kafeslerde kendi dışkıları içinde yaşamak doğalarına son derece
aykırı olduğu için strese giren hayvanlar davranış bozuklukları
göstermeye başlarlar. Kendilerini sakatlama ve yamyamlık bu
bozuklukların arasındadır.
Hapis hayatı süren bu hayvanlar, kürk üreticisinin nasıl bir kürk
istediğine bağlı olarak çeşitli yöntemlerle katledilirler. Gaz vererek
ciğerlerini yakma, boyunlarını kırma, anal yoldan elektrik verme ve zehir
enjekte etme gibi yöntemler, en yaygın olanlarıdır.
İpek giyiyoruz.
Sinir sistemine ve acı çekme yetisine sahip bir başka hayvan olan ipek
böceği, yetişkin bir güvenin larvasıdır. Güve tek seferde 300-400
yumurta bırakır. Larva 10 gün içinde yumurtadan çıktıktan sonra
kendisine bir koza örüp onun içinde güveye dönüşür. Yetişkin güve
kozadan çıkınca bütün kozayı yer. İpek kozası insan giyeceği değil,
böcek yiyeceğidir.
5
İpek kozasını güveden çalabilmek için yetişkin güvelerin kozadan
çıkmasını engellemek gerekir. Bu sebeple, yumurtlatmak üzere bırakılan
birkaçı hariç diğerleri henüz kozanın içinden çıkamadan kozalar kaynar
suya atılır, buhar tutulur ya da fırına verilir. Güveler kendi kozalarının
içinde yanarak ölürler. Tek bir ipek fular için yüzlerce hissedebilir canlı
acılar içinde katledilir.

Hayvanlar üzerinde deney yapıyoruz.
Kozmetik ve bilim gibi sonuçları ve ürünleri deneme süreçlerine dayalı
alanlar, bu deneylerde şiddetsiz ve daha faydalı alternatiflerine
yönelmeksizin hayvanları kullanıyorlar. Deney hayvanları kafeslere
kapatılıp köleleştiriliyor, psikolojileriyle oynanıyor, yoğun acı veren cilt
rahatsızlıklarına maruz bırakılıyor, dahası, bilinçleri ve hissedebilirlikleri
yerindeyken bedenleri kesiliyor, beyinlerine, kalplerine elektrik veriliyor,
kasları, damarları, sinirleri parçalanıyor.
Hayvan ölene kadar defalarca kullanılıyor, kullanılamaz hale geldiğinde
daha ölmemişse masada ölüme terk ediliyor. Bu akıl almaz işkencelere
maruz bırakmak üzere kozmetik ve bilim sektörleri için hayvan
yetiştiren muazzam bir deney endüstrisi var.
Hayvanlar üzerinde denenen her kozmetik ürününü, her ilacı
kullandığımızda bu deneylere çanak tutuyor, yaşamaya,
sömürülmemeye ve köleleştirilmemeye dair bu ağır hak ihlâlinin bir
parçası, devam etmesinin vesilesi olma konumumuzu muhafaza
ediyoruz.
Hayvanları eğlence için sömürüyoruz.
Hayvanları sadece “ihtiyacımız olmadığı halde ihtiyacımız olduğunu
düşündüğümüz için” sömürmüyoruz, onları eğlence için köleleştirmek ve
kullanmaktan da çekinmiyoruz. Hayvanlı sirkler, hayvanat bahçeleri,
köpek dövüşleri, horoz dövüşleri, boğa güreşleri gibi birçok alanda
hayvanlar doğal hayatlarından çekilip alınıyor, birer maskot ya da piyon
olarak kullanılıyor, kullanılamayacak hale geldiklerinde henüz
ölmemişlerse ya kendilerini mülk edinenler tarafından katlediliyor, ya da
ölüme terkediliyorlar.
Tüm bunlara ek olarak, yaşamlarıyla ölümleri arasında hiçbir fark
gözetilmeksizin birilerinin hedef tahtası oluyor, başkalarının ölümünden
spor ve eğlence çıkarabilenler tarafından avlanıyorlar.
6
Hayvan satın alıyoruz.
Hayvan satan dükkânlardan hayvan satın almak, hayvanların birer mülk
olduğunu, diğer tüm mülklerimiz gibi onlara dilediğimizi yapma hakkımız
olduğunu gösterir. Hayvan ticareti, köle ticaretidir. Hayvan
dükkânlarında gördüğümüz sevimli hayvanlar ise, ya yaşadıkları
coğrafyalardan koparılıp getirilmiş, ya da köle olmak üzere üretilmiştir.
Bir dükkanın içindeki daracık kafeslerde isyan etmeden sakin sakin
durabilmelerinin muhtemel sebebi de sıklıkla çeşitli kimyasallarla
uyuşturulmalarıdır. Biz satın aldıkça yeni hayvanlar köleleştirilir.
Bunun yanında, sokaklardaki ve barınaklardaki birçok hayvan bizim
desteğimizi beklemektedir. Kaynaklarımızı, ilgimizi ve sevgimizi bu
hayvanlara yönlendirmek etik bir tercih olacaktır.
Hayvanları sahiplenemeyiz, onlar da bizim gibi birer kişidir ve kimse
kimseye sahip olamaz. Bunun yerine evimizde ya da sokakta onların
bakımını üstleniriz.
Ekosisteme Ne Yapıyoruz?
Endüstrileşmiş dünyada hayvan sömürüsünün en acil çevresel sonucu
fabrika çiftliklerinin yarattığı kirlilik. Bu fabrikalar tarafından üretilen
dağlarca kimyasal ve hastalık dolu çöp toprağa ve su yollarına karışıyor,
havayı kirletiyor ve çevreyi zehirliyor.
• Birleşmiş Milletler hayvancılık sektörünü “En ciddi çevre sorunlarının
zirvedeki iki üç destekçisinden biri” ilan etti. “Etki öyle büyük ki acil
olarak tanımlanması gerekir” diye uyardılar.
• Hayvan çiftçiliği neredeyse dünyanın en büyük su kirliliği kaynağı.
Kirliliğin temel kaynakları antibiyotik ve hormonlar, tabakhane
kimyasalları, hayvan atıkları, aşınan otlakların çökeltileri, gübreler ve
yem bitkileri için kullanılan böcek ilaçları.
• Amazon’da eskiden orman olan alanın yüzde yetmişi hayvan besleme
otlağı.
• Besi hayvanları temelli çiftçilik, erozyon ve çökeltinin yüzde 55’inin
sebebi. Ayrıca, ülkede kullanılan tüm böcek ilaçlarının yüzde 37’si ve
tüm antibiyotiklerin yüzde 50’si hayvan endüstrisi tarafından
kullanılıyor.
• Yeryüzünde şu an hayvancılık için kullanılan yüzey alanının yüzde
otuzu eskiden vahşi yaşam habitatıydı.

• Dünyada yakalanan balıkların altmış ila yetmişi besi hayvanlarını
beslemeye gidiyor.
• Fabrika çiftliği antibiyotik kullanımı kamu sağlığı giderlerine her yıl
yaklaşık 1.5 milyar dolar ekliyor.
• Bir kişinin bir yıllık beslenmesine yetecek kadar et ve diğer hayvansal
ürünlerin üretimi için 900 kilo tahıl kullanılıyor.
• Sığırların ve dışkılarının ürettiği metan gazının küresel ısınmaya etkisi
33 milyon otomobilinkine eşit.
• Besi hayvanlarının ürettiği sera gazları atmosferdeki tüm metan
gazının yüzde 37’sini, azot oksitin yüzde 65’ini ve amonyağın yüzde
64’ünü oluşturuyor.
İnsanlara Ne Yapıyoruz?
Hayvan yemek için insanları aç bırakıyoruz.
1 kilo hayvan eti için 13 kilo bitki kullanılır. Kaynaklar doğru
yönlendirildiğinde bunun anlamı, hayvan yemeyi bırakan birinin 12 kişiyi
doyuracağıdır. Üstelik Birleşmiş Milletler raporuna göre dünya ekilebilir
arazilerinin %38’i hayvancılık için kullanılmaktadır. Dolayısıyla,
hayvancılık sona erdiğinde dünyada açlık problemi de ciddi oranda
çözülebilir hale gelecektir.
Hayvan yemek için insanları susuz bırakıyoruz.
Aynı BM raporuna göre, dünyadaki içilebilir suyun %70’ini hayvancılık
endüstrisi kullanmaktadır. Dünyanın bir yerinde bir kısım insan hayvan
yediği için diğer bir yerinde bir kısım insan susuzluktan ölmektedir.
Hayvan yemek için insanları sağlıklarından ediyoruz.
Fabrika çiftlikleri yakınlarda yaşayan insanları hasta ediyor. Fabrika
çiftliklerinin sıvı atıkları solunum yolu problemleri, şiddetli baş ağrıları ve
sindirim bozuklukları gibi hastalıklarla dolu. Fabrika çiftliği atıkları ayrıca
ani düşükler, doğum kusurları, bebek ölümleri ve hastalık salgınlarıyla da
bağlantılı.
8
Kendimize Ne Yapıyoruz?
Hayvan sömürüsünün kendi bedenimiz üzerinde de çok ciddi etkileri var.
Doktorlarımız bilmiyor, söylemiyor, eğitim aldıkları tıp fakültelerini,
yazılan kitapları finanse eden hayvan endüstrisinin ta kendisi.
Kolesterol, kendi vücudumuzun ürettiği küçük bir miktar dışında,
tamamen hayvanlardan aldığımız bir damar yağı. Arttıkça damarları
tıkıyor ve kalp krizine yol açıyor. Bunun yanında, kadınlarda meme
kanserini, erkeklerde ise prostat kanserini hayvansal beslenmeyle
ilişkilendiren çalışmalar gittikçe artmakta. Süt ürünleri ise kemik erimesi,
diyabet, anemi ve kataraktla birlikte anılıyor. Kemikleri koruduğu sanılan
süt proteininin vücuda asitli geldiğini ve vücudun bu asidi nötrleştirmek
için kemikteki kalsiyumu kullandığını gösteren çalışmalar var.
Hayvan sömürmemek bedenimize ve vicdanımıza iyi gelir. Mümkündür.
Sağlıklıdır. Kolaydır.
Bunları Yapmak Neden Yanlış?
Bir çocuğun bir kediyi zevk için tekmelediğini gördüğümüzde ne
hissederiz? Ya da boğa güreşlerinde boğaların insanların zevki için acılar
içinde öldürülmesini izlediğimizde? Bu hayvanlar üzerinde gereksiz yere
kurulan tahakkümü ve onların bu şekilde sömürülmelerini yanlış bulur,
muhtemelen engellemek için fırsat buldukça harekete geçeriz.
Hayvanların zevk için öldürülmeleri bize yanlış geldiğine göre, yapımında
hayvanların kaynak olarak kullanıldığı hiçbir ürünü kullanmadan sağlıklı
bir hayat sürdürmemiz mümkün olduğu halde bunu yapmamamız,
dolayısıyla da gereksiz yere hayvanları köle ve kaynak olarak
kullanmamız yanlış değil mi? Öyleyse biz bu yanlışı neden yapıyoruz?
Çünkü bizlere yıllarca ailemiz, öğretmenlerimiz ve doktorlarımız
tarafından normal, doğal ve gerekli olarak tanıtılan hayvan mülkiyeti ve
sömürüsü, aslında bu niteliklerin hiçbirini taşımıyor. Çünkü ailemizin,
öğretmenlerimizin ve doktorlarımızın eğitim birikimine onyıllardır hayvan
endüstrisi el koymuş durumda. Hayvan endüstrisini yaratan ise,
hayvanları yüzyıllardır mal statüsünde gören ve %99.99 oranında
gereksiz yere sömüren bizleriz. Tam da bu sebeple, hayvanlar için,
ekosistem için, diğer insanlar için ve kendimiz için daha adil bir dünya
inşa etmek bizim elimizde.

Hayvanları kim sömürüyor?
Hayvan sömürüsünün neden kaynaklandığı sorusunun cevabını bulmak
önemli. Çünkü yukarıda saydığımız hayvanlara uygulanan sömürüyü
ortadan kaldırmak için bu sömürünün kaynağını, bu sömürüye yol açan
unsuru bulmalı ve onu değiştirmeliyiz.
Şirketler mi?
Pek çok kişi ve kurum hayvanların sömürülmesinin sebebinin büyük
şirketler olduğunu öne sürer. Büyük veya küçük, şirketlerin hayvan
sömürüsünden çeşitli şekillerde kâr ettikleri doğrudur. Kapitalist sistem
içerisinde bir şirketin amacı kâr etmek ve bu kârı arttırmaktır. Ancak
hayvansal ürünler sattıkları zaman diğer herhangi bir üründen daha fazla
kâr ettiklerini söylemek doğru olmaz. Bir şirketin gözünde hayvansal
ürün, herhangi başka bir üründen farklı değildir, bu konuya maddi
çıkarlar haricinde özel bir ilgi göstermezler.
Şirketler hayvansal ürünler elde etmek için hayvanları sömürmeyi akıllıca
bulurlar çünkü böyle ürünleri satabilecekleri iştahlarını kabartan bir
pazar vardır. Toplumun çoğunluğu, gerek beslenme, gerek giyim, gerek
eğlence için hayvansal ürünlere ya da hayvanlar üzerinde denenmiş
çeşitli ürünlere para harcamaya hazırdır.
Şirketler elbette satmakta oldukları hayvansal ürünleri daha çekici
kılmak için reklamlar yaparlar, üretim sürecini daha masum göstermeye
çalışırlar. Ne var ki, bunu satmakta oldukları her şey için yaparlar.
Bizimse, bu reklamlara inanmamak gibi bir etik görevimiz vardır.
Sözgelimi, Irak işgalini desteklemenizi savunmak için George Bush’un
size yalan söylediğini ve bu yüzden işgali desteklediğinizi iddia
edemezsiniz. Bunu iddia etmeniz üzerinizdeki etik sorumluluğu
kaldırmaz.
Endüstri mi?
Pek çok kişi ve kuruluş, endüstriyel hayvancılığa karşı çıkmanın iyi bir
fikir olduğunu ve bu sebeple endüstriyel olmayan hayvancılığı savunmak
gerektiğini öne sürer.
Endüstriyel hayvancılığın hayvan sömürüsünü arttırdığı, yaygınlaştırdığı
ve korkunç boyutlara taşıdığı doğrudur. Ancak sorun endüstriyel
üretimden ibaret değildir.

Endüstri öncesi hayvancılıkta, hayvanlar yine birer mal ve kaynak olarak
görülüyordu. Hayvanların birer mal ve kaynak oldukları fikri
günümüzdeki endüstriye yol açan temel fikirdir.
Dahası, endüstri öncesi hayvancılığın erdemlerini sıralayanların asıl
hedefi, hayvan refahı reformlarını savunarak ‘’mutlu sömürü’’, “iyi
dizayn edilmiş mezbahalar” ya da ‘’insancıl kesim’’ gibi korkunç fikirleri
kabul edilebilir göstermektir.
Kapitalizm mi?
Hayvan sömürüsü sadece kapitalizmle ilgili bir sorun da değildir. Hayvan
sömürüsü tarih boyunca kapitalizm öncesi toplumlarda da mevcuttu.
Boyutlarının ve biçimlerinin farklı olmasına dayanarak hayvan
sömürüsünün kapitalizmle başladığını iddia edemeyiz.
Talep ortadan kalkmadığı müddetçe, kapitalizm sonrası sosyalist veya
anarşist bir toplumda da bu talebi karşılayacak çeşitli mekanizmaların
oluşması kaçınılmazdır. Bir tarafta sebebi şirketlerin kâr hırsı olarak
görürsek, diğer tarafta da sebep halka hizmet olacaktır. Herhangi bir
toplumsal devrimin ya da reformun insanların hayvansal ürün talebini bir
gecede ortadan kaldıracağı fikrini savunmaksa hiçbir veriye dayanmayan
bir kehanet olacaktır.
İşçiler mi?
Hayvan sömürüsünün faili deri fabrikalarında, mezbahalarda, fast food
restoranlarında çalışan işçiler midir? Ne yazık ki bunun böyle olduğunu
düşünen pek çok kişi var. Oysa, bu fabrikalar ve kurumlarda çalışan
kişiler bir sömürünün faili olmaktan çok ağır bir şekilde sömürülmekteler.
Çoğu mezbaha çalışanı toplumun sosyal olarak en zayıf kesiminden
seçiliyor, çok düşük ücretlerle ve güvencesiz biçimde çalıştırılıyor ve
kısa süre sonra dahil olduğu şiddetten ötürü psikolojik sorunlar yaşıyor.
Sorumluyu orada aramak tamamen mantık dışı.
Öyleyse kim?
Hayvan sömürüsünün sorumlusu, toplumdaki çoğunluğun hayvansal
ürün talebidir. Hayvansal ürünlere olan talep bu derece yüksek olduğu
müddetçe, bu talebi karşılamaya talip olacak şirketler, insanlar ve
devletler daima olacaktır.

Hayvanlar neden sömürülüyor? Hayvanlar sömürülüyor çünkü hayvansal
ürünlere talep var. Çünkü eğer hayvansal ürünler tüketiyorsanız, maddi
ve düşünsel olarak hayvan sömürüsünü destekliyorsunuz. Bir hayvansal
ürün aldığınızda veya tükettiğinizde, hayvanların birer mal olduğu,
hayvanların yaşamlarının sizin menfaatleriniz ve keyfinizin yanında hiçe
sayılabileceği fikrini bir kez daha üretiyorsunuz.
Hayvanların sömürülmesini nasıl
durduracağız?
Milyarca hayvanın ölümüne ve acı çekmesine yol açan, iklimi ve
gezegeni yıkıma uğratan, insanları aç ve susuz bırakan bir sömürü var
ve biz bundan sorumluyuz. Ne yapacağız, bunu durdurmanın yolu var
mı? Varsa bu yol nedir?
İmza kampanyaları mı?
Kimi kişi ve kuruluşlar, şirketlerin politikalarını değiştirmek için imza
kampanyaları, eylemlilikler ve benzeri etkinlikler düzenler. Bu, sorunun
kaynağını yanlış yerde görüyor olmaktan kaynaklanır. Şirketlere imza
göndererek bütün elde edebileceğimiz, mezbahalarda birkaç ufak tefek
değişiklik gerçekleştirmek olur.
Pek çok büyük şirket, hayvan refahı standartlarının çok daha verimli,
maliyeti düşük ve hızlı bir üretim sağladığının farkına varıyor. Türkiye
gibi ülkelerde hayvan refahı standartlarına uymak, Avrupa ülkelerine
hayvansal ürün ihraç edebilmek anlamına geliyor. Yani bu değişiklikler
bizim imzamız olsa da olmasa da geçecek olan değişiklikler. Ama
firmalar hayvanlara daha duyarlı oldukları için değil, eski tip mezbahalar
daha az kârlı olduğu için.
Doğrudan eylemler mi?
Kimi kişi ve kuruluşlar, hayvanların öldürüldüğü ya da sütlerinin ve
yumurtalarının çalındığı yerleri hedef almamız ve buralara yönelik
doğrudan eylemler yapmamız gerektiğini öne sürüyorlar.
 mezbahayı yakabilirsiniz, ancak toplum aynı miktarda hayvansal et
talep ettiği müddetçe  mezbaha ve diğerleri daha hızlı üretim
yapacak veya diğer illerden takviyeler yapılacak talebi karşılamak için
aynı miktarda hayvan öldürülecektir. Bir yerlerde daha fazla inek

tecavüz edilerek hamile bırakılacak ve eksiklikleri yerine koymak için
daha fazla buzağı doğurtulacaktır vs. Talep ortadan kaldırılmadığı
müddetçe bu tarz eylemler -evet kurtarılan her bir hayvan içkin değere
sahip olduğu için değerlidir- ancak herhangi bir kalıcı değişikliğe yol
açmaz ve yerine konan hayvanın içkin değerini gözardı eder.
Tek konulu kampanyalar mı?
Kimi zamansa sömürünün belli bir biçimine odaklanıp onu protesto
etmenin işe yarayabileceğini öne sürenler olur. Oysa en başta
saydığımız sömürü biçimlerinin herhangi birisinin diğerinden daha az acil
ya da daha fazla kabul edilebilir olduğunu söylemek mümkün değil.
Sadece kürke karşı bir kampanya yapabiliriz ama kürke karşı çıkarken,
mezbahalarda bedeninden gıda yapmak için öldürülen hayvanları gözardı
etmiş olmaz mıyız? Böylece hayvanlar arasında bir ayrım da biz yapmış
olmaz mıyız?
Adım adım değişiklikler mi?
Sömürünün çok büyük ve tek seferde karşı konulamaz olduğunu
düşünenler küçük adımlar, hayvan sömürüsünde gerçekleştirilecek
reformlar için mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyor. Daha düzenli
ve temiz mezbahalar, daha az acı veren öldürme biçimleri, daha geniş
kafesler vs. gibi. Ancak bu tarz reformların bizi hayvan sömürüsünün
tamamen ortadan kaldırılmasına götürdüğünü iddia etmek mantık dışı.
Herhangi bir reform gerçekleştiğinde dahi hayvanlar hala birer mal ve
kaynak olarak görülmeye devam ediliyor. Bu reformlar, hayvanların
menfaatleri için değil, daha verimli bir fabrika bandı isteyen şirket
patronlarının ve içlerini rahatlatmak isteyen insanların menfaati için
gerçekleştiriliyor.
Peki ne yapacağız?
Sömürünün sorumlusunun hayvansal ürünler talep eden toplumun
çoğunluğu olduğunu söylemiştik. Bunu değiştirmediğimiz müddetçe
sömürü devam edecek. Talebi ortadan kaldırmak zorundayız. Buna da
kendimizden başlamalıyız.
Hiçbir hayvansal ürün tüketmeyen, yani hayvansal et, hayvansal süt,
yumurta, bal, yün, deri, kürk, ipek kullanmayan, hayvanların kullanıldığı

sirklere, hayvanat bahçelerine, yunus parklarına vs. gitmeyen, hayvan
deneyi yapan ve bu deneylere destek veren şirketleri boykot eden
kişilere vegan deniyor.
Sorumlunun hayvansal ürünlere olan talep olduğunun farkına
vardığımızda, bu talebi oluşturanlardan birinin de kendimiz olduğunu
anlarız. Bir yandan bu talebi yaratarak sömürüye yol açıp bir yandan da
bu talebe karşı mücadele edemeyiz. Değişim kendimizden, kendi
mutfağımızdan, kendi gardrobumuzdan başlar.
Nasıl yapacağız?
Karar verdiğiniz andan itibaren hayatınızdan hayvan sömürüsünü
çıkarabilirsiniz.
Yapmanız gereken ilk şey, internetteki milyonlarca sebze yemeği tarifi
arasından dilediklerinizi seçmek, alacağınız giysilerin etiketlerini okumak
ve market alışverişlerinizde ürünlerin içeriklerini incelemek. Yaklaşık
birkaç hafta sık kullanacağınız ürünleri belirlemekle ve vegan pratikler
hakkında okuma yapmakla geçecek, bu süreç sonrasında hayvan
sömürüsüne dayanan rutinlerinizi değiştirmiş olacaksınız.
Bunu bir günde gerçekleştiremiyor musunuz ya da
gerçekleştiremeyeceğinize mi inanıyorsunuz?
Öğün öğün bitkisel beslenin. Her gün 1 öğününüz tamamen bitkisel
olsun. Bunu başardığınızda iki öğün, bunu da başardığınızda 3 öğün.
Sonra ara atıştırmalıklar ve tüm beslenme.
Vegan beslenme, sanılanın aksine, lezzetli, sağlıklı, ucuz ve kolaydır. Bu
süreçte alışkanlıklarınızı değiştirmekte olduğunuzu unutmayın. Bu ilk
başta zor gelebilir ama yeni alışkanlıklar kazanacaksınız ve kısa bir süre
sonra zorluk ortadan kalkacak.
Bu süreçte vegan giyim, kozmetik ve temizlik malzemelerini elde
edebileceğiniz en yakın dükkanları keşfedin, kullanmaya başlayın. Bir
vegan örgütlenmenin toplantılarına gidin, veganlarla tanışın, bilgi
alışverişinde bulunun.
Yaşadığınız şehirde yok mu? İnternetteki gruplara katılın. Hayvan
hakları/özgürlüğü üzerine yazılanları okuyun, mümkünse yeni edindiğiniz
vegan arkadaşlarınızdan tavsiyeler alın.
En fazla birkaç hafta içinde vegan olursunuz.
Vegan olmak, temeldir, gereklidir ve kolaydır.

Yetişkinler için bebek adımları?
Vegan olmak için bir geçiş aşaması olarak vejetaryen olmak hiç iyi bir
fikir değil.
Vejetaryen beslenmeye başladığınızda, hayvansal eti diyetinizden
çıkarsanız da, onun yerini daha fazla hayvansal ürünle ve hayvansal ürün
içeren yiyeceklerle doldurur ve böyle bir alışkanlık edinirsiniz. Bu
alışkanlığı yeniden değiştirmek zor olacaktır.
Hayvan sömürüsünü hayatınızdan bütünüyle çıkarmaya karar
vermediğiniz müddetçe sistem önünüze yeni hayvan sömürüsü yolları
çıkaracak, hayvan sömürüsünü hayatınızdan çıkarma kararını vermenizi
geciktirecektir. Vejetaryenlik, veganlığa geçmenizi kolaylaştıracak bir
adımdan çok, vegan olmanızı geciktirecek ve hatta güçleştirecek bir
kimlik ve hatalı bir iç rahatlığı sağlayabilir.
Etsiz Pazartesi benzeri kampanyalara katılmak da sizi veganlığa doğru
götürmeyecektir. Bu kampanyalar, hayvansal et ile diğer hayvansal
ürünler arasında etik açıdan bir fark olduğu yanılgısına dayanır ve tıpkı
vejetaryenlikte olduğu gibi sonradan değiştirmekte zorlanacağınız yeni
alışkanlıklar edinmenize sebep olur.
Alışkanlıklarınızı değiştirirken, yerlerine daha sonradan yeniden
değiştireceğiniz bir takım alışkanlıklar koymak hiçbir zaman iyi bir fikir
değildir. Yetişkinlere bebek adımları önerenlere kulak asmayın, söz
bebek adımları hayvan sömürüsünün ortadan kaldırılması yönünde
atılmıyor.
Başka ne yapabiliriz?
Değişim kendi mutfağımızda ve gardrobumuzda başlar ama orada
kalmamalıdır, bu değişimi tamamlamakla birlikte bu fikirleri
yaygınlaştırmamız gerekiyor. Yapılan çalışmalara göre, bir fikir toplum
içinde çok azınlıktayken çok yavaş yayılır. Ancak fikir %10 kadar bir
kesim tarafından kabul görmeye başladığında yayılması daha da hızlanır.
Hayvanların yaşamlarının değer taşıdığı, onları sömürmememiz, acı
çektirmememiz, öldürmememiz gerektiği ve bunun için de vegan olmak
gerektiği fikri gittikçe yaygınlaşıyor. Her gün daha fazla insan bu
gerçeğin farkına varıyor ve hayatını değiştiriyor.

Vegan Yaşama Dair Pratik Bilgiler
Hayvan sömürüsü üzerine kurulu bir toplum düzeninde vegan yaşamak
zor ya da imkânsız görünüyor olabilir. Değildir. Aksine, kolay, sağlıklı ve
keyiflidir. Birkaç pratik bilgi işinizi oldukça kolaylaştırabilir.
Vegan Beslenme
Her türden beslenme içinde kabul gördüğü üzere salata çok sağlıklıdır,
fakat salatanın yeri vegan beslenmede hayvansal ürün katkılı
beslenmelerden daha fazla değildir. Yemeklerde kullanılan bitki grupları
şunlardır:
-­‐ Meyveler
-­‐ Sebzeler
-­‐ Baklagiller
-­‐ Tahıllar
-­‐ Yemişler
Zeytinyağlılar, etsiz, peynirsiz ve kremasız sıcak sebze yemekleri, sebze
çorbaları, kabak, ayva, armut, incir, aşure, zerde gibi meyve-sebze
tatlıları, makarna, pilav ve fırın ekmekleri vegandır. Kahvaltılık
malzemelerden zeytin, reçel, tahin, pekmez, salçalı ezmeler vegandır.
Çay vegandır. Simit vegandır. Kısır ve çiğköfte (etsiz, etsusuz ve
yumurtasız olanlar) vegandır. Sıvıyağla hazırlattığınız ıspanaklı, mantarlı,
patatesli pideler vegandır. Haşlanmış mısır vegandır. Kaşarsız ve
sıvıyağla hazırlatıp içeriğini bitkisel seçtiğiniz kumpir vegandır. Tüm
bunlar hem evde yapabileceğiniz, hem de dışarıda bulabileceğiniz vegan
yiyeceklerdir.
Et, süt, peynir ve yoğurt birer yiyecek formatıdır. Bitkisel olanları evde
rahatça hazırlanabilir.


1 kilo unla 3 bardak suyu hamur haline getirip soğuk suyun içinde bir
gece bekletin. Ertesi gün hamuru muslukta içinden akan su beyazdan
sarıya dönene kadar, esnek bir hamur haline gelene kadar yıkayın.
Hamur iyice küçülecektir, endişelenmeyin, pişince büyür. Elinizdeki
esnek hamurun suyunu iyice sıkıp dilediğiniz büyüklüklerde kesin.
Pişirme suyu malzemelerini bir tencerede kaynatıp kestiğiniz hamurları
içine atın. Yarım saat pişirin. Piştikten sonra buğday etini dilerseniz
suyuyla, dilerseniz suyunu süzerek o haliyle ya da yemeklerde dilediğiniz
biçimde 1 hafta kadar kullanabilirsiniz.
Soya Sütü
1 bardak soya fasulyesini arada 2-3 kez suyunu değiştirerek 12 saat
kadar suda bekletin. Daha sonra suyunu süzerek üzerini kapatacak
kadar su soldurup blanderdan geçirin. Bu karışımı 1 litre suyla kaynatıp
süzün. Sade soya sütünüz hazır; yemeklerde ve içeceklerde
kullanabilirsiniz. Doğrudan içmek isterseniz kaynatırken içine bir miktar
vanilya ve şeker ekleyebilirsiniz.
Pirinç Sütü
1 bardak pirinci 2-3 bardak suyla lapa olana kadar pişirin. Lapanın her 1
bardağına 2,5 bardak su gelecek şekilde blanderdan geçirin. Tamamını
kaynatıp süzün. Sade pirinç sütünüz hazır; yemeklerde ve içeceklerde
kullanabilirsiniz. Doğrudan içmek isterseniz kaynatırken içine bir miktar
vanilya ve şeker ekleyebilirsiniz.
Badem Sütü
1 bardak bademi bir gece suda bekletin. Ertesi gün yıkayıp 2 bardak
suyla blanderdan geçirin. 3 bardak su daha ekleyip kaynatın ve süzün.
Sade badem sütünüz hazır; yemeklerde ve içeceklerde kullanabilirsiniz.
Doğrudan içmek isterseniz kaynatırken içine bir miktar vanilya, şeker ve
tarçın ekleyebilirsiniz.
Fındık, yulaf ve hindistancevizi sütü tariflerini internetten edinebilirsiniz.
Vegan Beyaz Peynir
1 bardak soyulmuş badem
1/4 bardak limon suyu
3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 diş sarımsak
1 1/4 çay kaşığı tuz (bunu isteğe gore azaltıp, çoğaltabilirsiniz)
1/2 bardak soğuk su

Bademleri soğuk suda 24 saat bekletin. Sonra suyunu süzüp, soğuk
suda yıkayın ve kurutun. Bademleri, limon suyunu, zeytinyağını,
sarımsağı, soğuk suyu blenderdan 6 dakika geçirin, kremsi olana kadar.
Başka bir kabin üstüne temiz bezi serin. Bademli karışımı bu bezin içine
boşaltın. Bezin kenarlarını bir araya getirin ve suyunu sıkın. Toka ile
tutturun. 12 saat ya da sabaha kadar suyu kendi kendine sıkılsın.
Fırınınızı 110 dereceye ayarlayın. Yağlı kağıdın üzerine peynirinizi koyup,
şekil verin. 40 dk pişirin. Sonra soğutun.
Yurtdışında bitkisel et, süt, yoğurt ve peynir alternatifleri çok yaygın.
Bazılarını Türkiye’de de bulmak mümkün fakat hayvansal alternatiflerine
kıyasla henüz oldukça pahalı. Yeterince çoğaldığımızda bu alternatifleri
en yakın markette bulmamız mümkün olacak. O zamana kadar,
internetteki sayısız vegan tarifi deneyebilirsiniz. Araştırma yaparken
vegan olmadan genelde dikkatinizi çekmeyen yepyeni lezzetlere de
rastlamak mümkün, bu zamana kadar yan yiyecek olarak görülen bitkiler
ana yemek olarak ele alındığında mucizeler yaratılıyor.


 Yardımcı olabilecek bazı linkler:
https://www.facebook.com/VeganMutfak
http://veganyemekler.blogspot.com/
http://veganlezzetler.blogspot.com/
Vegan Giyim
Üretilen her giysinin vegan serisini arayıp düşük maliyetli ürünleri yüksek
fiyatlara almaya hiç gerek yok. Vegan giyinmek kolaydır ve ucuzdur.
Etiket okumak ve içerik sormak yeter. Pamuk, keten, polar, akrilik,
polyester, poliamid, poliüretan ve polivinil klorür gibi birçok bitkisel ve
sentetik malzeme, bizlere hem yazın hem de kışın kolay bulunur ve
renkli bir giyim dünyası sunuyor. Bu malzemelerin maliyetleri de
hayvansal malzemelere oranla çok daha düşük olduğu için fiyatları
bütçemize oldukça uygun.
Giysilerin iç kısımlarında, aşağılara doğru, genelde birkaç parça halinde
aynı yere dikilmiş etiketler bulunur. Bu etiketlerin üzerinde, giyside
hangi malzemenin hangi oranda kullanıldığı yazar. Giysi birkaç farklı
bölümden oluşuyorsa, her bölümün malzemeleri ayrı ayrı yazar. Bu
etiketlere bakarak giysinin vegan olup olmadığını anlayabiliriz. Hayvansal
olmayan materyaller kullanışlı ve düşük maliyetli olduğu için birçok firma
tarafından tercih edilmektedir. Bu da veganlar için daha çok alternatif
anlamına gelir.

Ayakkabı alırken malzemesini satıcıya soralım. Deri pahalı bir malzeme
olduğundan fiyatından da anlaşılacaktır. Alacağımız ayakkabının
etrafında kürk olmamasına dikkat edelim. Sahte diye tanıtılan kürkler
ithal edilmiş kedi kürkü çıkabiliyor.
Giysilerimizi insanlara tanıtırken ‘sahte yün’, ‘sahte deri’ gibi ifadeler
kullanmaktan kaçınalım. Bu ifadeler aslını yeniden üretir. Bunun yerine
malzemenin kendi ismini söylemek, kullanımını da yaygınlaştıracaktır.
Sahte yün yerine akrilik ya da polyester, sahte deri yerine poliüretan ya
da polivinil klorür demek gibi.

Vegan Kozmetik ve Temizlik
Üzerinde vegan ibaresi olan kozmetik ürünlerini Türkiye’de bulmak artık
daha kolay. Bu ürünler fiyat olarak da makul. Rossmann adlı marketin
kendi üretimi olan Alterra adlı markanın vegan serisinde şampuandan
parfüme, dudak koruyucudan el kremine birçok vegan kozmetik ürünü
bulunabiliyor. Bunun yanında, artık birçok şehirde rastlayabileceğimiz
Gratis adlı kozmetik mağaza zinciri, yine uygun fiyatlı vegan kozmetik
ürünleri bulunduruyor. İstanbul için birkaç organik dükkan alternatifi var.
Taksim’de Ambar ve Vegan Dükkan, Kadıköy’de Altınoluk gibi.
Aynı dükkanlardan vegan çamaşır ve bulaşık deterjanları, bulaşık
makinesi tozu gibi temizlik malzemeleri edinmek de mümkün.
Kozmetik ve temizlik için diğer bir seçenek internetten sipariş vermek.
İnternet üzerinden vegan ürünler satan bazı siteler:
http://vegandukkan.com/
http://kundo.co/
Başka bir alternatif de, kendi kozmetik ve temizlik malzemelerimizi
kendimiz üretmek. Bize rehberlik edecek iyi bir sitenin linki aşağıda:
http://www.zehirsizev.com/
Hayvan Özgürlüğü ve Veganlığa Dair Kaynaklar
Vegan olmak ve hayvan özgürlüğü meselesine karşı duyarlı olmak,
pratikleri açısından pek zorlamasa da, saniyede binlerce hayvanın başına
gelenleri bilmek o kadar kolay olmayabilir. Olanlara sessiz kalmama
isteği son derece haklı ve yerinde bir tepkidir. Neler yapmamız ve neler

yapmamamız gerektiğine dair en iyi fikirleri edinmek için konu hakkında
yazılan kitap ve makaleleri okumak, çekilen belgeselleri izlemek, kölelik
karşıtı (abolisyonist) veganlık savunan siteleri, sayfaları ve düşünürleri
takip etmek en doğru adım olacaktır.
Kitaplar
Gary L. Francione, Hayvan Haklarına Giriş, İletişim Yayınları
Carol J. Adams, Etin Cinsel Politikası, Ayrıntı Yayınları
Jonathan Safran Foer, Hayvan Yemek, Siren Yayınları
Gamze Kaçar, Vegan Diyeti, Parşömen Yayınları
Belgeseller
Earthlings, Forks Over Knives, Meat the Truth, Vegucated.
Siteler ve Sayfalar
https://www.facebook.com/direnvegan
https://twitter.com/DirenVegan
http://abolisyonistvegan.tumblr.com/
http://www.vegankolektif.org/
http://veganblogg.wordpress.com/
http://www.abolitionistapproach.com/
http://abolitionistvegansociety.org/
https://www.facebook.com/abolitionistapproach