Sayfalar

25 Kasım 2009 Çarşamba

Öğretmenler Günü




Öğretmenler Günü bizim okul duvarının birine adımıza zarflar asıldı ve her birinde ayrı ayrı isimlerimiz vardı, benimkinden çıkanlar fotoğraftakiler oldu. Her birine ayrı ayrı çok duygulandım.

Bir de aynı güne denk gelen bir sürprizim vardı ki, çok ince bir düşünce ürünüydü. Annemin kurabiyelerinden Funda, bana da göndermişti. Çok duygulandım . Buradan tekrar teşekkür ediyor ve emeklerini daha güzel bir dünyadan yana kullanan tüm öğretmenlere saygılarımı yolluyorum.

21 Kasım 2009 Cumartesi

14-15 Kasım Tohum Ağı Toplantısı



Tohumun yaşam, yaşamın umut olduğuna inanıp, endüstriyel tarım ürünleri yerine yerli çeşitleri tüketme duyarlılığı taşıyanlar olarak Yalova'da biraraya geldik. Ben, okulda yaptığım tarım derslerinde yerel tohumları kullandığımı söyledim. Aynı zamanda ülke genelinde tarım eğitiminin yapılması gerekliliğini vurguladım. Katılan tüm kişi ve kurumlardan ayrı ayrı bilgilendim ve hepsi ile tekrar görüşmeyi iple çekmeye başladım şimdiden.
Toplantı ile ilgili katılımcılardan Z.Bilgi Buluş'un bilgilendirici yazısı burada.

Lale Devri Çocuklarıyız Biz





Lale soğanını yemek isteyen mi olmadı, kokar diye eline almak istemeyen mi? Soğanlı bitkileri anlatırken ki yenilgi, anladıklarını sandığınız noktada ''peki mutfaktaki soğanı toprağa eksem, ne renk çıkar?'' sorusu ile kabul ettirdi kendini.

17 Kasım 2009 Salı

Mutlu Yıllar Canım Annem











Bu yıl annemin doğum gününü Funda'nın harika kurabiyeleri ile kutladım. Kendisine tekrar teşekkür ediyorum, anneciğime mutlu nice yıllar diliyorum.

15 Kasım 2009 Pazar

Genetiğİ Değiştirilmiş Organizmalara Hayır İmza Kampanyası

''Genetiği değiştirilmiş organizmaların Türkiye'ye ithalatına izin verildi !
Bu ürünlerin GDO olduğunun etiketlerde belirtilmesi zorunluluğu da bulunmuyor.''

diye başlıyor imza metni, sizde bir imza ile destek olmak isterseniz;



http://www.gdoyahayir.com/

13 Kasım 2009 Cuma

Neşeli Günler


Sirke mi limon mu tartışmasına girmeden, sirkeden yana kullanıp oyumuzu kurduk turşumuzu bu yılda. Afiyetle yensin dileği ile yolladım evlerine.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Bim Bam Bom Çok Şükür Dostlar

Artık benim de bir mimim var. Blog dünyası basamaklarını sakin ve emin adımlarla inip çıkarken, hep bu anı bekledim .Gerçekten... Sevgili zarif insan Funda yine beni mutlu etti. İşte ilk mim sorularım ve işte cevaplar...

Bloğuna Neden Bu İsmi Verdin???
İşyerim ile ilgili deneyimlerime ağırlık verdiğim için ve işyerimin ismi aynı zamanda eğitimini de aldığım konu ile direkt bağlantılı olduğu için . Özlem'in doğası benim iç dünyamı da anlatıyor diye düşündüm.

Yazarken Star Tribiyle Olmazsa Olmazın Var mı???
Meyve tabağı olsa, bitki çayı olsa, doğa sesleri olsa, temiz hava olsa...

Şeker Gibi Olduğun Anlar???
Toprakla buluşturduğum tohumun filizlenmesi, yoğurduğum hamurun kabarması, kefir mayasının tavşanlardan da hızlı çoğalmasına tanık olmak...

Arkaşım Artık Sormayın Dediğin Şeyler..
Issız bir adaya düşsen yanına alacağın 3 şey...

Aynaya Baktığında Gördüğün Şey...
Herkese baktığımda gördüğüm şey... Herkes benim aynam ve hepimizi çok seviyorum...

Kendini Okutan Bloglar...
Onlarca var....Atlayıp kimseyi kırmak istemem.. ( Funda'dan çektiğim kopya için özür ve teşekkürlerimi borç bilirim.)

Bu Blog Sahibesiyle Karşılaşacağın Yerler..
Maltepe Nefes Okulu
Doğa
Kadıköy'ün tüm baharatçıları
Alanaldı Caddesi...

Ben de sevgili Tijen'i mimliyorum.
http://mutfaktazen.blogspot.com/

7 Kasım 2009 Cumartesi

Fikir Sahibi Damaklar Diyor Ki;

Ben artık insanlara, organik gıda tüketmeleri gerektiğine dair hiçbir şey söylemiyorum. 'Organik gıda ne zaman ucuzlayacak da, biz de yiyeceğiz?' diyenlere şu yanıtı veriyorum, 'Asla! Çünkü organik gıdalar senin değer yargıların doğrultusunda asla ucuzlamayacak'. Organik gıda pahalı değil. Çünkü organik gıda o kadar zor üretilen, o kadar değerli bir ürün ki, 10 lira olması gerekirken, insanların bilgi ve alım gücü yetersizliği nedeniyle ben bu ürünü 2 liraya satabiliyorum. Muadili 50 kuruş. Maliyeti 10 kuruş ve o ürününü 50 kuruşa satıyor. Benim maliyetim 1,90 kuruş, 2 liraya satıyorum. Dolayısıyla tükettiğin konvansiyonel ürünlerin niteliğine ve tükettiğin miktara bak! Daha nitelikli ürünü daha az tüketerek yaşayabilirsin. Bir kilo elma yemek zorunda değilsin. İhtiyacın günde yarım elmadır. Elma, armut, ayva gibi yumuşak çekirdekli meyvelerden birinin yarısı, bir gün boyunca yeterlidir. Dünya, aslında tüm dünya nüfusunu ekolojik organik olarak doyuracak potansiyele sahip. Ama açgözlülüğü doyuramaz.- Gürsel Tonbul *
Yemiyorsak sebebi var!
Biz sokaktaki insanlar endişeliyiz ve öyle görünüyor ki, endişe etmek için ciddi nedenlerimiz var.
Çinliler'in 5000 yıldır hem gıda hem de tıbbi manada yararlandığı ve aslında mükemmel bir protein ve aminoasit kaynağı olan soya, bugün Batılılar tarafından bakliyattan ziyade yem ve yağ bitkisi olarak tanımlanıyor ve özellikle genetiği değiştirilmiş versiyonu ile ABD, Arjantin ve Brezilya'da muazzam miktarlarda üretiliyor.
Türkiye'nin bir yıllık soya üretimi 60-70 bin ton civarında ve her yıl 1 buçuk milyon ton soya ithal ediyoruz. Ticaret Odası raporları bu ithal edilen soyanın yağ ve hayvan yemi amaçlı kullanıldığını söylüyor.
Soya küspesi ithalatında ABD, Arjantin ve Brezilya'nın payı %90'ın üzerinde. Yani satın aldığınız her çiflik balığının, kümes hayvanının, sığırın eti ile süt ve süt ürünlerinin arkasında ABD, Arjantin ya da Brezilya'dan alınmış soya olabilir, bu soya da pekala GDO'lu olabilir. İneğin yeminin nereden geldiği süt kutusunda yazmadığına ya da kızınıza çorba yapmak için aldığınız tavuğun neyle beslendiğini markette kimse size anlatamayacağına göre... tüketici olarak tümüyle endişe edeceksiniz ve haklısınız. Endişe etmelisiniz.
Soya aynı zamanda lesitini ile de hazır gıda sektörünün göz bebeği. Bebek mamalarından krem peynire, gofretten ekmeğe, sakızdan margarine pek çok ürünün içeriğinde bulunan E 322 yani soya lesitini, aynı soya küspesi gibi, büyük üreticiler olan ABD, Arjantin ve Brezilya'dan ithal ediliyor...
Ve hiç biri kontrol edilemiyor, zira hepi topu üç laboratuarımız var bu konuda ve hiç biri gümrüklerimizde değil.
Endişelenmemek mümkün değil. Üzerinde "GDO'suz" ya da "organik" yazmadığı sürece çikolatadan ete, sütten ekmeğe herşeyin içerisinde ABD, Arjantin ya da Brezilya'da yetiştirilmiş GDO'lu soya olabilir. Dolayısıyla, etiket okuyacaksınız ve göreceksiniz ki her yerdeler: Soya unu, soya lesitini, soya proteini, isolate ve isoflavone, bitkisel yağ ve bitkisel protein (ve mısır unu, mısır nişastası, mısır yağı, mısır şurubu, fruktoz, dekstroz ve glukoz, modifye nişasta, kanola yağı ve pamuk yağı.. yani diğer endişelerimiz)
"Biz aslında GDO'lu ürün ithalatını yasakladık" diyorlar, biz de soruyoruz: "o halde adını neden yönetmelik koydunuz?"
"Binde 9 dünyaca kabul edilen standarttır" diyorlar, biz de soruyoruz: "o halde neden Fransa binde 1'e düşürmeye çalışıyor?"
Biz GDO'lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz.
...ve diyoruz ki: bize katılın, GDO orucu tutun.
Yönetmelik ne derse desin, üzerinde GDO'suz yazanı arayın ya da organik ürünü tercih edin.Düşünün ki raflardaki onca gıdaymış gibi yapan ürün siz satın almazsanız karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek.Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne güvenin.Onu gerçek gıdaya yatırın.
www.fikirsahibidamaklar.org
Gerçek gıdaya dair neden ve nasıl sorularınızı grubumuzda cevaplıyoruz. Yeter ki çocuklarımıza biz sahip çıkalım!

6 Kasım 2009 Cuma

Gökkuşağı ve Hormonlar




Gökkuşağında yer alan renklerin aynı sıra ile hormonlarımıza denk düşen ve Uzak Doğu bilgeliğinde çakra adını alan enerji girdapları ile aynı renkte olduğunu öğrendim bugün. Dahası hormonu çalıştırmak için o renk giysinin tercih edilmesi gerektiğini...


Kırmızı- turuncu-sarı-yeşil-mavi-lacivert-mor

1 Kasım 2009 Pazar

ipek Böceğinin Öyküsü



Böceklerinde meslekleri vardır biliyor musunuz?
Örneğin ben bir İpek böceği olarak, yumuşak ve değerli ipekleri siz insanlara sunmak İçin üreten dokumacıyım. 7-8 cm.lik boyumla dokuma tezgahları ile aynı işi yaparım.


Bunun nasıl olduğunu öğrenmek ister misin?



Dut yapraklarından başlamak lazım önce. Kelebekler yumurtalarını dut yapraklarına bırakır ve biz henüz çok küçük ve siyah renkli iken büyük bir iştahla yeriz dut yapraklarını.

Yedikçe büyür, büyüdükçe yeriz. Ta ki boyumuz 7-8 cm. e varana kadar.


Nerdeyse unutuyordum. Hiç odanıza kapanıp oradan çıkmak istemediğiniz zamanlar oldu mu? Eğer cevabınız ‘’ evet ‘’ ise, öykümün kalanını dinlemeye devam edin.


Ağzımızdan akan o sihirli, yapışkan sıvıyı fark ettiğimizde başımız ile Z ve S harfleri çizeriz.
Parmağınla havaya çizebilirsin sende.


Bu hareketlerle önce koza adı verilen evimizin dış kısmını sonra da üşümeyelim diye kendi üzerimizi öreriz.

Biz, insanların yaşamını güzelleştirmek için varız. Bunu bildiğimiz için, bir kısmımız
ipek üreticileri tarafından yumuşacık mendiller, gömlekler, elbiseler olmak üzere değerlendiriliriz.

Daha az sayıda olan diğer kısmımız ise kozamızı delerek kelebek olur, neşe ile gökyüzüne kanat çırparız. Çünkü her bir kelebeğimiz tam 500 yumurta bırakır dut yaprağına. Öykümüz yeni baştan okunsun diye…